İstiklâl Marşı Niçin Yazıldı?

Başlatan Sihirli Keman, 26 Nisan 2016, 16:27:13

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

avatar_Sihirli Keman Sihirli Keman

İstiklâl Marşı Niçin Yazıldı?



İstiklâl Marşı Niçin Yazıldı? Trablusgarp, Balkan, Çanakkale, Yemen ve Millî Mücadele... Bire dörtle, bire on arasında ve amansız bir dögüş...Dünyanın en güçlü devletleri üstümüze çullanmış...Anadolu insanı masum bir ceylan... Mehmetcik ise sanki can pazarında; cepheler ölüme koşu beldesi olmuş. Her Mehmet gögsünü serhat, yüregini kalkan yapmış. Ama nereye kadar? Tarihin kanlı seyrine can borcumuzu, kan borcumuzu ödemişiz. İnsanın da bir tahammül gücü var. Zor'u başarır, olaganüstüyü yaparsınız belki ama sürekli degil. İşte söylemesi dilimize zor gelse de vakıa artık bir yılgınlık başlamıştır. Bu yılgınlıgın, tıpkı közün üstünden külün üflenip savruldugu gibi atılması gerekmektedir.Yeniden bir kendimize geliş şarttır. İnsanları heyecanlandıracak, gönülleri coşturacak; gözlerde damla damla yaşlar sıralayacak bir manevi atmosferin oluşturulması zaruridir. Körükle basılan havanın demiri erittigi gibi, insanımızı "vatan, millet, bayrak, sancak istiklâl sevdası" gibi kutlu bir amaçta birleştirip, yüce bir potanın içerisinde tek yürek, tek beden olmuşçasına dirilten millî bir inkılâba ihtiyaç vardır. O zaman insanlar cephelerde yeniden ayyuka kalkar; herkes erkek kadın kız-kızan evlerinden düşmanla kavga için tekrar koşarlar. Bunu da ancak şiirin enfüsî, kelimelerin hikmet yüklü sıralanışıyla yapabilirdiniz. İşte İstiklâl Marşı bu amaçla yazdırılmak istenmiş ve yarışma açılmıştır. Yarışma Açılıyor İşte o günlerde, "Genel Kurmay Başkanlıgının" istegi üzerine, Millî Egitim Bakanlıgı 7 Kasım 1920'de gazetelere verdigi bir ilanla "İstiklâl Marşı için müsabaka açıldıgını, güfte ve beste için 500'er lira mükafat konuldugunu bildirdi" Yarışmaya katılan şiirler memleketin dört bir yanından gelmeye başlamış, beşyüzü aşmıştı. H. Basri ÇANTAY şöyle devam ediyor: Bu marşın M. Âkif tarafından yazılmasını kendisine söyledigim zaman O: - Ben ne yarışmaya girerim, ne de ödül alırım,cevabını vermişti. Ricalarımı tekrar ettikçe: - Bırak yazsınlar. Bu yaştan sonra yarışa mı çıkacagım. Ayıp degil mi ? diyordu. Bir gün Meclis'te H.Suphi Tanrıöver (Maarif Bakanı), beni gördü. Dedi ki: - Şimdiye kadar yarışmaya 500' den fazla şiir geldi(M. Akif'in yazdıgı dahil toplam 725). Gelen şiirlerin hiç birisini begenmedim; İstiklâl Marşı'nı yazması için, Üstad'ı ikna edemez misin? diye sordu. - Âkif Bey müsabaka şeklini ve ikramiyeyi kabul etmiyor. Eger buna bir çare ve şekil bulursanız yazdırmaya çalışırım. Düşündü: - Dur, dedi; ben kendisine bir tezkire yazayım. Arzusuna tabi olacagımızı bildireyim. Fakat bunu kendisine siz veriniz Bundan sonraki gelişmeler ise şöyle oldu: Meclis'te Âkif'le yanyana oturuyoruz. Çantamdan bir kagıt parçası çıkarıp ciddi ve düşünceli bir tavırla sıranın üstüne kapandım. - Neye düşünüyorsun Basri? - Mani olma işim var! - Peki, bir şey mi yazacaksın? - Evet. - Ben mani olacaksam kalkayım. - Hayır! Hiç olmazsa ilhamından ruhuma bir şey sıçrar. - Anlamadım. - Şiir yazacagım da... - Ne şiiri? - Ne şiiri olacak, İstiklâl şiiri. Artık onu yazmak bize düştü! - Gelen şiirler ne olmuş? - Begenilmemiş. - (Üzüntüyle) Ya!? - Üstad bu marşı biz yazacagız. - Yazalım ama şartları berbat! - Hayır şartları filan yok. Siz yazarsanız müsabaka şekli kalkacak. - Olmaz, kaldırılamaz, ilan edildi. - Canım Vekâlet buna bir şekil bulacak. Sizin Marşı'nız yine Meclis'te kabul edilecek. Güneş varken yıldızı kim arar? - Peki bir de ikramiye vardı. - Tabi alacaksınız! - Vallahi almam! - Yahu latife ediyorum. Onu da bir hayır kurumuna veririz. Siz bunları düşünmeyin. - Vekalet kabul edecek mi ya? - Ben H. Suphi Beyle görüştüm. Mutabık kaldık. Hatta sizin namınıza söz bile verdim! - Söz mü verdiniz, söz mü verdiniz? - Evet! - Peki ne yapacagız? - Yazacagız! (Buradaki yazacagız sözünden muradın, Âkif'e ithafen "Yazmalısın!" manasında söylendigi gayet açıktır) Tekrar tekrar "söz verdin mi?" diye sorduktan ve benden aynı kati cevapları aldıktan sonra, elimdeki kagıda sarıldı. Kalemini eline aldı. Benim daldıgım yapma hayale şimdi o gerçekten dalmıştı. Aradan bir iki gün geçti. Sabahleyin erken Üstad bizim evde. Marşı yazmış, bitirmiş. Mehmet Âkif neden yarışmaya katılmadı ? Mehmet Akif'in Evi Mehmet Âkif, o sırada Burdur Mebusu olarak Millet Meclisi'nde bulunmasına ragmen, bu müsabakaya acaba neden katılmamıştı? Bunun iki sebebi vardı zannederim. Gerçi her iki sebep de müsabaka ile ilgilidir. Birincisi, şiirin karşılıgında verilecegi bildirilen mükâfaat idi. Âkif böyle millî bir vazife için para alınmasını dogru bulmuyor, hele kendisine hiç yakıştıramıyordu. Üstelik ne kadar halisane duygularla katılırsa katılsın, yarışmaya para için katılmış şüphesini daima üzerinde hissedecekti. Ona çok agır gelen böyle bir baskının altında, tavizsiz ve mert gönlünün duygularını geregi gibi kagıda dökebilmesi mümkün degildi. İkincisi ise, Mehmet Âkif, artık umuma ilan edilen ve her önüne gelenin iştirak edecegi, biraz çocukça gibi görünen bir yarışmaya çagrılacak adam degildi. Âkif, o zamana kadar, Safahat'ın 7600 mısra tutan ilk beş kitabını yayınlamış ve bu şiirleriyle büyük bir millî şair oldugunu ispatlamış durumda bulunuyordu. Kendisinin bu yüksek mevkii, edebiyat üstadı Recaizade Mahmut Ekrem tarafından, daha Balkan Harbi sırasında açıklanmış ve Üstad Ekrem, Âkif'e Memleketin bir Millî destana ihtiyacı vardır. Onu ancak siz yazabilirsiniz Âkif Bey diyerek, kendisini tanıyanlar için çok mühim bir istekte bulunmuştu. Şimdi bu seviyede olan bir büyük şairin, adeta çoluk çocuk denilebilecek yüzlerce heveskarla birlikte yarışa çagrılması, elbette uygun birşey degildi. Maarif Vekâleti müsabaka için bir heyet seçmişti. Doktor Şair Hüseyin Suat, Bursa Mebusu Şair Muhittin Baha, onlar bu heyette bulunacaklardı. Ancak onlar da birer istiklâl marşı yazıp vermişlerdi. Sonradan Âkif'in marş yazacagını duyunca ikisi de şiirlerini geri aldılar ve heyete girdiler. Âkif'in İstiklâl Marşı şiiri ilk defa 17 Şubat 1337(1921) tarihinde, Ankarada Sebilü'r-Reşad dergisi'nde yayınlandı. Bu ilk yayınında beşinci kıtasındaki "ugratma" kelimesi "bastırma" şeklinde iken, sonradan M. Âkif Bey tarafından "ugratma" şeklinde degiştirilmiştir. Bunun dışında İstiklâl Marşı'mızın ilk metni ile sonrakiler arasında hiç bir fark yoktur. Nihayet Marş Büyük Millet Meclisi'nde. M. Âkif de sırasında. H. Suphi Bey, kürsüde İstiklâl Marşı'nı okudu. Meclis alkış tufanları arasında çalkalanıyordu. O gün, görüşmelerle geçti. Marşın esas kabulü 12 Mart 1337 tarihinin ikinci celsesinde oldu. Ne kadar ibretli bir durum ki İstiklâl Marşı şairi tevazuundan kendi Marşı'nı kürsüden okumuyor. Bu görevi H. Suphi Bey yerine getiriyor. Yine ne kadar ibretli bir durumdur ki, M. Âkif'in şiiri, Millî Marş olarak kabul edilirken şairi, sıkılarak salondan dışarı fırlamış, cümle kapısından çıkmış, hatta caddeyi boylamıştı. Konulan ödülü de almamış, çek'ini yoksul kadınlara ve çocuklara örgü işleri ögretmek üzere açılan "Daru'l-Mesai" adındaki iş yurduna bagışlamıştı. Sözün burasında şu hakikati belirtelim; O günlerde bir memur maaşı 7.5 liradır ve 10 lira zenginlik ölçüsü sayılmaktadır. Bir başka ibretli hâle bakın ki, Âkif ödül olarak verilen 500 lira gibi o gün için büyük bir deger taşıyan parayı almadıgı günlerde, paltosu olmadıgı için sokaga ya ödünç bir palto ile veyahutta ceketle çıkmak durumunda kalıyordu. Âkif, İstiklâl Marşı konusunda çok hassastı. Birkaç gazeteci, ölümünden kısa bir süre önce ziyaretine gittiler. Söz İstiklâl Marşı'ndan açıldı. İstiklâl Marşı denince Üstadın gözleri büyümüş ve parlamıştı. Hastabakıcının yardımıyla dogruldu, anlatmaya başladı: İstiklâl Marşı... O günler ne samimi, ne heyecanlı günlerdi! O şiir, milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. Binbir facia karşısında bunalan ruhların, ızdıraplar içinde halas dakikalarını bekledigi bir zamanda yazılan o Marş, o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz. Onu kimse yazamaz. Onu ben de yazamam. Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lâzım. O şiir artık benim degildir. O, milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur. İstiklâl Marşı'mız, bizim âdeta tarihimizdir. Gelecegimizin bir aynası ve bütün milletimizin iman ve ahlakta son gayesi olan temel esasların bir özüdür. Mesajı Paylaş



avatar_hatdem hatdem

Teşekkür ederim. Mesajı Paylaş


Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter